ATATÜRK KÖŞESİ

"Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez".


ATATÜRK KRONOLOJİSİ

1881
Mustafa`nın Selanik`te doğuşu

1893
Mustafa`nın Selanik Askeri Rüştiyesi`ne yazılması,

1896
Askeri Rüştüye`de Mustafa adlı öğretmeninin kendisine Kemal adını verdiği Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi (Lisesi)`ne geçti.

13 Mart 1899
Mustafa Kemal, İstanbul`da Harbiye (Harp Okulu) piyade sınıfına girdi.

10 Şubat 1902
Mustafa Kemal`in Harp Okulu`nu teğmen rütbesiyle bitirerek Harp Akademisi`ne geçmesi

11 Ocak 1905
Mustafa Kemal`in Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi`nden mezun olması ve merkezi Şam`da bulunan Beşinci Ordu emrine verilmesi

Ekim 1905
Mustafa Kemal`in bazı arkadaşlarıyla birlikte Şam`da gizli "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurması

20 Haziran 1907
Mustafa Kemal`in rütbesinin Kolağasılığına (kıdemli yüzbaşı) yükseltilmesi

13 Ekim 1907
Mustafa Kemal`in Selanik`te III. Ordu`ya atanması

15-16 Nisan 1909
Mustafa Kemal`in 31 Mart (13 Nisan) ayaklanması üzerine Hareket Ordusu`nun kurmay başkanı olarak İstanbul`a hareket etmesi

6 Eylül 1909
Mustafa Kemal`in Selanik`te III. Ordu Piyade Subay Talimgâhı Komutanı olması (aynı yıl içinde Kolağası rütbesiyle 38. Piyade Alayı komutanı olmuştur.)

Mayıs 1910
Mustafa Kemal`in Mahmut Şevket Paşa`nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk harekâtlarında bulunması

17-21 Eylül 1910
Fransa`da yapılan manevralara (Picardie) Türk Ordusu temsilcisi olarak katılması.

13 Eylül 1911
Mustafa Kemal`in İstanbul`a Genelkurmay`a nakledilmesi

27 Kasım 1911
Mustafa Kemal`in Binbaşılığa yükseltilmesi

22 Aralık 1911
Mustafa Kemal`in İtalyan - Osmanlı Trablus savaşında Tobruz Taarruzunu başarıyla idare etmesi

25 Kasım 1912
Mustafa Kemal`in Bahrısefid Boğazı (Çanakkale) Kuvâ-yı Mürettebesi Harekât Şubesi Müdürlüğü`ne atanması

27 Ekim 1913
Mustafa Kemal`in Sofya Ataşemiliteri olması

1 Mart 1914
Mustafa Kemal`in Yarbaylığa yükselmesi

2 Şubat 1915
Mustafa Kemal`in Tekirdağ`da 19. Tümeni kurmaya başlaması (25 Şubat 1915`te tümen kuruluşunu tamamlayarak Maydos`a gelmiştir.)

25 Nisan 1915
İtilaf Devletlerinin Arıburnu`na asker çıkarmaları üzerine Mustafa Kemal`in tümeniyle düşmanı önleyerek durdurması.

1 Haziran 1915
Mustafa Kemal`in Albaylığa yükselmesi

8-9 Ağustos 1915
Mustafa Kemal`in Anafartalar Grubu Komutanlığı`na atanması

10 Ağustos 1915
Mustafa Kemal`in bizzat idare ettiği taarruzla Anafartalar cephesinde düşmanı geri atması

17 Ağustos 1915
Mustafa Kemal`in Kireçtepe`de zafer kazanması

21 Ağustos 1915
Mustafa Kemal`in II. Anafartalar Zaferini kazanması

1 Nisan 1916
Mustafa Kemal`in Tümgeneralliğe yükseltilmesi

7-8 Ağustos 1916
Mustafa Kemal`in Bitlis ve Muş`u düşman elinden kurtarması

7 Mart 1917
Mustafa Kemal`in Diyarbakır`daki II. Ordu Komutan Vekilliğine atanması

16 Mart 1917
Mustafa Kemal`in Diyarbakır`daki II. Ordu Komutanlığı`na asil olarak atanması

5 Temmuz 1917
Mustafa Kemal`in Halep`teki VII. Ordu Komutanlığı`na atanması

20 Eylül 1917
Mustafa Kemal`in VII. Ordu Komutanı sıfatıyla memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu göndermesi

15 Ekim 1917
Mustafa Kemal`in VII. Ordu Komutanlığı`ndan ayrılarak İstanbul`a dönmesi

15 Aralık 1917
Mustafa Kemal`in Veliaht Vahdettin ile Almanya`ya gitmesi

16 Aralık 1917
Mustafa Kemal`e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verilmesi

4 Ocak 1918
Almanya gezisinden dönmesi

7 Ağustos 1918
Mustafa Kemal`in Filistin`de bulunan VII. Ordu Komutanlığı`na ikinci defa tayin edilmesi

26 Ekim 1918
Mustafa Kemal`in komuta ettiği VII. Ordu Birliklerinin düşman taarruzunu Halep`in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurması

31 Ekim 1918
Mustafa Kemal`in Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olması

13 Kasım 1918
Mustafa Kemal`in Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı`nın lağvı üzerine İstanbul`a gitmesi

30 Nisan 1919
Mustafa Kemal`in IX. Ordu Müfettişi olması

16 Mayıs 1919
Mustafa Kemal`in Samsun`a gitmek üzere Bandırma Vapuru ile İstanbul`dan ayrılması

19 Mayıs 1919
Mustafa Kemal`in Samsun`a çıkması

21-22 Mayıs 1919
Mustafa Kemal`in Amasya`dan yolladığı genelgeyle, Milli Kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çerçevesinde toplamak amacıyla Sivas Kongresi`ni toplanmaya çağırması

26 Haziran 1919
Amasya`dan Sivas`a hareketi

3 Temmuz 1919
Mustafa Kemal`in Erzurum`a ilk gelişi

8-9 Temmuz 1919
Mustafa Kemal`in resmi görevinden ve askerlikten çekilmesi

23 Temmuz 1919
Erzurum Kongresi`nin toplanması ve Mustafa Kemal`in Erzurum Kongresi`ne başkan seçilmesi

4 Eylül 1919
Sivas Kongresi`nin toplanması ve Mustafa Kemal`in Sivas Kongresi`ne başkan seçilmesi

11 Eylül 1919
Mustafa Kemal`in Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi Başkanlığına seçilmesi

20-22 Ekim 1919
Mustafa Kemal`in İstanbul`dan gelen Bahriye Nâzırı (Bakan) Salih Paşa ile Amasya`da görüşmesi ve Amasya bildirgesinin imzalanması

7 Kasım 1919
Mustafa Kemal`in İstanbul`da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum`dan Milletvekili seçilmesi (Büyük Millet Meclisi`nin birinci dönemi için yapılan seçimde ve ondan sonraki seçimlerde Ankara`dan Milletvekili seçilmiştir.)

27 Aralık 1919
Mustafa Kemal`in Heyet-i Temsiliye üyeleriyle birlikte Ankara`ya gelmesi

16 Mart 1920
İstanbul`un İtilaf Devletleri tarafından işgali üzerine Mustafa Kemal`in durumu bütün devletler ve Millet Meclisleri nezdinde protesto etmesi ve Ankara`da yeni bir Millet Meclisi girişiminde bulunması

23 Nisan 1920
Mustafa Kemal`in Ankara`da Türkiye Büyük Millet Meclisi`ni açması

24 Nisan 1920
T.B.M.M.`nin Mustafa Kemal`i başkanlığa seçmesi

11 Mayıs 1920
Mustafa Kemal`in İstanbul Hükümetince ölüm cezasına çarptırılması (Bu karar 24 Mayıs 1920`de Padişah tarafından onaylanmıştır)

13 Eylül 1920
Mustafa Kemal tarafından "Halkçılık " programının Büyük Millet Meclisine sunuluşu

5 Aralık 1920
Mustafa Kemal`in İstanbul`dan gelen Osmanlı delegeleri Ahmet İzzet ve Salih Paşa`larla Bilecik İstasyonunda görüşmesi

10 Mayıs 1921
Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi`nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu`nun kurulması ve kendisinin Grup Başkanlığı`na seçilmesi

13 Haziran 1921
Mustafa Kemal`in Fransız temsilcisi F. Bouillon ile Ankara`da görüşmesi

5 Ağustos 1921
Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal`e Başkomutanlık görevinin verilmesi

23 Ağustos 1921
Mustafa Kemal`in 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı`nı yönetmeye başlaması

13 Eylül 1921
Mustafa Kemal`in Sakarya Zaferi`ni kazanması

19 Eylül 1921
Mustafa Kemal`e Büyük Millet Meclisi tarafından Mareşallik rütbesinin ve Gazi unvanının verilmesi

26 Ağustos 1922
Gazi Mustafa Kemal`in Kocatepe`den Büyük Taarruzu idareye başlaması

30 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal`in Dumlupınar`da Başkomutan Meydan Savaşı`nı kazanması

10 Eylül 1922
Gazi Mustafa Kemal`in İzmir`e girişi

1 Kasım 1922
Gazi Mustafa Kemal`in teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi`nin saltanatı kaldırılmasına karar verişi

14 Ocak 1923
Gazi Mustafa Kemal`in annesi Zübeyde Hanım`ın İzmir`de ölümü

29 Ocak 1923
Gazi Mustafa Kemal`in İzmir`de Lâtife (Uşaklıgil) Hanım`la evlenmesi (5 Ağustos 1925`te ayrılmışlardır)

17 Şubat 1923 Gazi Mustafa Kemal`in İzmir`de ilk Türkiye İktisat Kongresi`ni açması

13 Ağustos 1923
Gazi Mustafa Kemal`in ikinci kez Büyük Millet Meclisi Başkanlığı`na seçilmesi

11 Eylül 1923
Gazi Mustafa Kemal`in Halk Partisi`ni kurması

29 Ekim 1923
Cumhuriyetin ilanı ve Gazi Mustafa Kemal`in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi

1 Mart 1924
Gazi Mustafa Kemal`in Büyük Millet Meclisi`ni açışı ve Halifeliğin kaldırılması ile öğretimin birleştirilmesi gereğini konuşmasında belirtmesi

23 Ağustos 1925
Gazi Mustafa Kemal`in Kastamonu`da şapka ve kıyafet devrimini başlatması

3 Ekim 1926
İstanbul`da Sarayburnu'nda Mustafa Kemal`in ilk heykelinin dikilmesi
1 Temmuz 1927 Gazi Mustafa Kemal`in Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk defa İstanbul`a gelmesi

15-20 Ekim 1927
Gazi Mustafa Kemal`in CHP İkinci Kurultayı`nda tarihi büyük nutkunu söylemesi

1 Kasım 1927
Gazi Mustafa Kemal`in ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmesi

4 Kasım 1927 Gazi Mustafa Kemal`in Ankara Etnografya Müzesi önünde ve Yenişehir`de dikilen heykellerinin açılışı

20 Mayıs 1928
Afgan Kralı Amanullah Han`ın Gazi Mustafa Kemal`i Ankara`da ziyareti

9-10 Ağustos 1928
Gazi Mustafa Kemal`in Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi

12 Nisan 1931
Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu`nun kurulması

4 Mayıs 1931
Mustafa Kemal`in üçüncü kez Cumhurbaşkanlığına seçilmesi

12 Haziran 1932
Irak Kralı Emir Faysal`ın Ankara`da Mustafa Kemal`i ziyareti

12 Temmuz 1932
Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu`nun kurulması

4 Ekim 1933
Yugoslavya Kralı Aleksandre`ın Gazi Mustafa Kemal`i İstanbul`da ziyareti

29 Ekim 1933
Gazi Mustafa Kemal`in Cumhuriyet`in onuncu yıldönümü dolayısıyla tarihi nutkunu söylemesi

16 Haziran 1934
İran Şehinşahı Rıza Pehlevi`nin Gazi Mustafa Kemal`i Ankara`da ziyareti

24 Kasım 1934
Büyük Millet Meclisi`nin Mustafa Kemal`e ATATÜRK soyadını veren yasayı kabul etmesi

1 Mart 1935
Atatürk`ün dördüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi

4 Eylül 1936
İngiltere Kralı Edward VII`in İstanbul`da Atatürk`ü ziyareti

11 Haziran 1937
Atatürk`ün çiftliklerini devlete ve bir kısım gayrimenkullerini Ankara Belediyesi`ne bağışlaması

30 Mart 1938
Atatürk`ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nce ilk kez resmi tebliğ yayınlanması

19 Haziran 1938
Romanya Kralı Karol II`nin Atatürk`ü İstanbul`da ziyareti

5 Eylül 1938
Atatürk`ün vasiyetnamesini yazması (Açılış: 28 Kasım 1938)

16 Ekim 1938
Atatürk`ün hastalık durumu hakkında günlük resmi tebliğler yayımına başlanması

10 Kasım 1938
Atatürk`ün SADECE BEDENEN aramızdan ayrılması

21 Kasım 1938
Atatürk`ün cenazesinin Etnografya Müzesi`ndeki geçici kabre törenle konulması

10 Kasım 1953
Atatürk`ün nâşının Etnografya Müzesi`ndeki geçici kabrinden Anıtkabir`e nakledilmesi

1981
UNESCO`nun aldığı bir kararla Atatürk`ün doğumunun 100. Yılının bütün dünyada "Atatürk Yılı" olarak kutlanması

 


 

ATATÜRK İLKELERİ

 
Cumhuriyetçilik:

Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönelmesidir. Cumhuriyete hayat veren damarların başında ise demokrasi geliyor. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini, demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunun dışına çıkılırsa; demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Eğer böyle olursa en büyük zararı cumhuriyetin yine kendisi görecektir. Demokrasiyi benimsemiş siyasî rejimlerde, özgürlüklerin kullanılma alanları demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Cumhuriyet rejiminde kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Çünkü demokrasilerde; kişilerin, dolayısıyla, toplumların özgürlükleri, hukuk yolu ile güvence altına alınmıştır. Bunların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.
29 Ekim 1923`te ilân edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı? Cumhuriyet, lâik bir sistem üzerinde kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı.
Cumhuriyeti adaletli bir hukuk sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kişiler tarafından değil, bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen öğretmenler tarafından yetiştirilecekti. İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini ilim oluşturacaktı.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. O`nun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.
Atatürk, cumhuriyetçilik ilkesiyle ilgili görüşlerini birçok kez dile getirmiştir:
"Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunur." (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk`ün El Yazılan sh. 352)
"Türk Milleti`nin yaradılışına ve karakterine uygun idare, cumhuriyet idaresidir. Bu günkü Hükümetimiz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümetidir ki, onun adı cumhuriyettir. Artık hükümet ve millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Yönetim halk, halk yönetim demektir." (Söylev ve Demeçler C.III. sh. 75, C. II sh. 230)
"Demokrasi prensibi, egemenliği kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak milletin egemenliğine sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir. Bizim bildiğimiz demokrasi siyasaldır. Onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki kontrolü sayesinde siyasal özgürlük sağlamaktır." (Afet İnan-M. Kemal Atatürk`ten Yazdıklarım, sh. 71,73)
 
Halkçılık:
 
Devrim tarihimizde önemli bir yeri olan 1924 ve 1961 Anayasalarında da yer alan halkçılık ilkesi, demokrasinin temelini oluşturmaktadır. Bu ilkenin ana özelliği ülke yönetiminin halkın elinde bulunmasıdır.
 
Egemenlik bir zümre ya da ailenin elinde bulunmaz, halkın seçimle iş başına getirdiği kişiler, ülkeyi yönetir. Halkçılık;
1.)Ülke yönetiminin demokratikliği,
2.)Birey ve sınıflara ayrıcalık tanınmaması, gibi öğelerden oluşmakta.
 
Eğitim yoluyla aydınlanmış halk, ulusal egemenliğin güçlenmesi ve demokrasimizin yaşamasında tek ve gerçek güvencedir.
Halkçılık, Atatürk`ün önemle üstünde durduğu bir ilkeydi. Bu önemi açıklamalardan anlıyoruz:
"Halkçılık demek, devletin bütün kudret ve egemenliğinin halktan geldiğini, Türk camiası içinde, fert, aile ve sınıf ayrıcalığı bulunmadığını, kanun önünde herkesin eşit olduğunu İfade etmek demektir. Bu formül demokrasinin ifadesidir." (A. Rıza Türel-İzmir Barosu Dergisi Sayı 8, sh. 413)
"Türkiye Cumhuriyeti`ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir." (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk`ün El Yazıları sh. 351) "Türkiye halkı, ırkça, dince ve kültürce ortak, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu, kaderleri ve menfaatleri müşterek olan sosyal bir toplumdur." (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 221)
"Bence, bizim Milletimiz, birbirinden çok farklı çıkarları olan ve bu itibarla birbirleriyle mücadele halinde buluna gelen çeşitli sınıflara malik değildir. Mevcut sınıflar birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir." (Söylev ve Demeçler C.II. sh. 82)
 
Laiklik:
 
"Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği...
Atatürk`e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923`de şu sözleri söylüyordu:
"Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur."
Genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sağlam temeller üzerine oturtulabilmesi için, ilk önce devletin kurum ve kuruluşlarının laikleştirilmesi gerekiyordu.
 
DEVLETİN LÂİKLEŞTİRİLMESİ
 
1.)Samsun'a çıkış. Amasya kararları, Erzurum, Sivas Kongreleri ile ulusun kendi kaderini kendisinin belirlemesi ilkesinin vurgulanması.
2.)23 Nisan 1920`de T.B.M.M.`nin açılması. "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" ilkesinin kurtuluşun ve kuruluşun simgesi olması.
3.)20 Ocak 1921 Anayasasının kabulü.
4.)1 Kasım 1921 Saltanatın kaldırılması.
5.)29 Ekim 1 923 Cumhuriyetin ilânı.
6.)3 Mart 1924 Hilafetin kaldırılması.
7.)20 Nisan 1924 Anayasasının kabulü.
8.)10 Nisan 1928 Anayasadan Türkiye Devletinin "Dinî islâmdır" hükmünün çıkarılması.
9.) 5 Şubat 1937 Anayasada değişiklik yapılarak Türkiye Devletinin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı olduğu hükmünün Anayasaya konması.
 
HUKUKUN LÂİKLEŞTİRİLMESİ
 
1.)8 Nisan 1924 Şer`î mahkemelerinin kaldırılması.
2.)30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılması
3.)17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanununun kabulü.
4.)22 Nisan 1926 Borçlar Kanununun hazırlanması.
5.)24 Kasım 1929 İcra, İflas Kanunlarının kabulü.
6.)15 Mayıs 1929 Deniz Ticaret Kanununun kabulü.
7.)5 Aralık 1934 Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi.
 
EĞİTİMİN LAİKLEŞTİRİLMESİ
 
1.)3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat (Öğrenimin Birleştirilmesi) Kanunu
2.)5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Fakültesinin açılması.
3.)26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saatin kabul edilmesi.
4.)24 Mayıs 1928 Lâtin rakamlarının kabulü.
5.)1 Kasım 1928 Lâtin alfabesinin kabulü.
6.)10 Haziran 1933 Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun'un kabulü.
7. )1 Ağustos 1933 Üniversiteler Kanununun çıkarılması, Darülfûnun`un kaldırılması. İstanbul Üniversitesinin kurulması.
 
KÜLTÜRÜN LÂİKLEŞTİRİLMESİ
 
Kültürde lâikleşmenin yollan aranırken elbette örf ve âdetlere bağlı kalınacaktı. Tarihten gelen hiçbir şey yok edilmeyecekti.
İşte bu düşünceden yola çıkılarak;
1.)30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı Kanun ile Meclis tarikatları yasaklıyor, tekke, türbe ve zaviyeler kapatılıyordu.
2.)25 Aralık 1925 tarihinde de Meclis tarafından şeyhlik, seyyitlik, üfürükçülük, dervişlik, emirlik, falcılık, büyücülük, muskacılık gibi san ve sıfatların kullanılması ve bunlara ait özel kıyafetlerin giyilmesi yasaklanıyordu.
Atatürk`ün laiklikle ilgili görüşlerini Söylev ve Demeçlerinden aktarıyoruz.
"Mensubu olmakla mütmain (tatmin) ve mesut bulunduğumuz İslâmiyet dinini yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yüceltmenin kesin elzem olduğu gerçeğini gözlüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdâni kanaatlanmızı, karışık ve dönek olan her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî (ahretle ilgili) saadetinin emrettiği bir zorunluktur." (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 330)
"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz biri milletin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz." (Kılıç Ali-Alatürk`ün Hususiyetleri, sh. 116)
"Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar." (Söylev ve Demeçler C. III. sh. 76)
Devrimcilik:
Devrimcilik ilkesi, Atatürk İlkeleri arasında; eylem ve atılım gibi kavramları içerisine alan tek ilkedir.
Atatürk, Büyük Söylevinin sonunda:
"Bu açıklamalarımla ulusal yaşamı sona ermiş varsayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım," diyerek çağdaş devlet kavramıyla devrimcilik ilkesinin şaşmaz işaretini veriyordu.
Çağdaş devlet kuran bir ulusun, çağ dışı niteliklerden kurtulması gerekirdi. İşte, Türk ulusunun, çağdışı niteliklerden kurtulmak, çağdaşlaşmak için giriştiği atılımların tümü devrimcilik ilkesinin kapsamı içine girer.
Devrimcilik, Atatürk İlkelerinin hemen hemen tümüyle birleşir. Bütün bu ilkelerin ya neden ya sonuç olarak devrimcilikle sıkı bir ilintisi vardır. Bu bakımdan devrimcilik, Atatürk İlkelerinin tümünü gerçekleştirmeye, korumaya ve yaşatmaya kesin kararlılıktır. Devrimleriyle yolumuzu aydınlatan Atatürk`ün bu konudaki görüşleri şöyle:
"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâbımızın asıl hedefi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan ve bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamıyla kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin ışıklarını sokmak imkânsızdır." (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69)
"... Mes`ut inkılâbımızın aleyhinde düşünce ve duygu taşıyanları aydınlatıp, doğru yolu göstermek, aydınlara düşen millî görevlerin en önemlisi ve birincisidir." (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69) "
"...Memleket davalarının ideolojisini, inkılâplarımız yönünden anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak kişi ve kurumları yaratmak lâzımdır." (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 386)
Milliyetçilik:
Milliyetçilik ilkesi ulusal savaşımızın çıkış noktasını oluşturmuş ve tüm tutsak ulusların kurtuluş hareketlerine ışık tutmuştur. Fransız Devriminden sonra dünyaya yayılan özgürlük düşüncesinin tarihsel gelişimi içinde her ulusun kendi kaderini çizme inancının doğal bir sonucudur bu ilke. Türk halkının ümmet olmaktan kurtulup ulus haline gelmesi, Atatürk sayesinde olmuştur. Atatürk`ün ulusuna inancı sonsuzdu. Ulusu ulus yapan öğelerin başında ise, ortak değerler gelir. Milliyetçilik sözcüğü, bu değerleri de içine almakta. O, devrim ve ilkelerinin, ulusa rağmen değil, ulusla birlikte yaşayacağını biliyordu. Bu nedenle yeniliklerin ancak ve ancak ulus tarafından benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayacağı inancındaydı.
Zaten bugün, Atatürk İlkeleri arasında yer alan milliyetçilik, çağdaş anlamıyla; siyasetin ekonominin ve kültürün içinde yerini almıştır.
"Türk milliyetçiliği, bütün çağdaş milletlerle bir ahenkte yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumayı esas sayar. Bu nedenle millî olmayan akımların memlekete girmesini ve yayılmasını isteriz." (Ş. Süreyya Aydemir-Tek Adam C. III. sh. 450)
"Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz, Türk milliyetçi siyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluma dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." (Afet İnan-M. Kemal Atatürk`ten Yazdıklarım sh. 88)
"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır." (M. Kemal Kop-Atatürk Diyarbakır`da sh. 4)
Devletçilik:
Anayasamızda yer alan devletçilik ilkesi; toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri açıklar. Genel anlamı ile, özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi gerçekleştirme ilkesidir.
 
Genel olarak devletin iki ödevi vardır;
 
a)Ülke içinde güvenliği ve adaleti sağlayarak, yurttaşların özgürlüğünü ve güvenliğini korumak.
b)Savunma için her an hazır bulunmak ve başka çare kalmazsa ülkeyi silâhla savunmaktır.
 
Bunlardan başka devletin, bayındırlık, eğitim, kültür, sağlık, tarım, ticaret ve sanayiye ilişkin ekonomik etkinliklerde de görevleri bulunmaktadır.
Atatürk, devletçiliği şöyle açıklar:
"Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik sahada devleti fiilen ilgili kılmak mümkün esaslarımızdandır."
Devletçilikle ilgili dile getirdiği diğer ifadeler ise şöyledir:
"Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik prensibi bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar içinde düzenlemek amacını güden, özel ve kişisel ekonomik teşebbüse ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine dayalı kolektivizm, komünizm gibi bir sistem değildir. Özet olarak bizim güttüğümüz "devletçilik" ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir."
". Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir. Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensibinin önemli esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdî teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir."

 

ATATÜRK DEVRİMLERİ

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir devrimciydi. O dönemlerde, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi ve kültürel açıdan gelişmiş toplumların aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi çok önemli idi. Mustafa Kemal ülkesindeki yaşamı modernize etmiştir. Atatürk 1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşları ve hayatta kalabilmeleri için yaşamsal öneme sahip olan devrimleri hayata geçirmiştir. Tüm bu devrimler, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile karşılanmıştı.

Harf Devrimi
Atatürk`ün gerçekleştirmiş olduğu en önemli devrimlerden birisi, Arap alfabesinin kaldırılması ve Latin alfabesinin kabul edilmesi olmuştur. 3 Kasım 1928 tarihinde, yeni Türk Alfabesi kabul edilmiştir.
Kıyafet Devrimi
Kıyafet devrimi ile birlikte, kadınlar çarşaf giymekten vazgeçerek, modern kadın elbiseleri giymeye başladılar. Erkekler ise fes yerine şapka giymeye başladılar.
Hukuk Sisteminin Laikleştirilmesi
1920 yılında kurulmuş olan yeni Türkiye Devletinin yeni bir hukuk sistemine ihtiyacı vardı. Atatürk, Şeriat Kanununun yerine İsviçre Medeni Kanununu getirmiş, o dönemde geçerli olan ceza yasasının yerine ise İtalyan Ceza Yasasını getirmiştir. Türk Hukuk Sistemi ise tüm çağdaş gereksinimler Çerçevesinde modernize edilmiştir.
Öğrenimin Laikleştirilmesi
19. Yüzyıl başlarına dek, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde çeşitli eğitim sistemleri uygulanmaktaydı. Atatürk İslami eğitim veren medrese sisteminin yeni toplumun ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğini gördü. Bu nedenle, batı modellerine benzeyen yeni bir eğitim sisteminin oluşturulması gerekliydi. Böylece, mevcut sistem değiştirilerek 1933 yılında bir üniversite reformu gerçekleştirilmiştir.
Kadınlara Sağlanan Medeni Haklar
Atatürk Devrimleri ile birlikte, yüzyıllar boyunca ihmal edilmiş olan Türk kadınına yeni haklar tanınmıştır. Böylece kabul edilmiş olan medeni kanun gereğince bundan böyle kadınlar da erkeklere tanınan haklara sahip olacaklar, resmi görevlere atanabilecekler, oy verme ve Millet Meclisine seçilebilme hakkına sahip olabileceklerdir. Tek eşlilik ilkesi ve kadınlara tanınan eşit haklar, Türk toplumuna bir canlılık kazandırmıştır.
Atatürk`ün Türk Tarihi ile ilgili Çalışmaları
Kültürel alanda bir tür milliyetçilik anlamındaki yazı devrimi sonrasında, Atatürk tarih konusuna ağırlık verdi ve 1931 yılında Türk Tarih Kurumunu kurdu. Burada, Türkiye Tarihi kapsamlı bir şekilde incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Bunların dışında, Yeni Takvim, Ağırlıklar ve Ölçüler, Tatiller ve Soyadı Kanunu gibi diğer birçok devrimler de gerçekleştirilmiştir. Bu konudaki bazı örnekler arasında 1924 Hafta sonu Yasası, 1925 Uluslararası Zaman ve Takvim Sistemi, 1926 Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu, 1933 Ölçü Sistemleri ve 1934 Soyadı Yasası sayılabilir. 1932 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen yasa gereğince Türkler soyadı aldılar ve Milletin liderine de "Türklerin Babası" anlamına gelen Atatürk soyadı verildi.

Kaynak: İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü